İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirlerinin edindiği son dakika bilgilerine göre, eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016 tarihinde İstanbul Beykoz’daki çiftliğinde ölü bulunmasıyla ilgili yürütülen soruşturmada on yıl sonra önemli gelişmeler yaşandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan dosyalarda, biri otopsi sürecindeki çelişkiler diğeri ise tanık ifadesindeki tutarsızlıklar nedeniyle iki ayrı kamu davası açıldı.

Otopsi Videosu Krizi Ve Resmi Belgede Sahtecilik Davası

Soruşturmanın derinleştirilmesi sürecinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Şubat 2026 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumuna yazı yazarak otopsi görüntülerinin bulunup bulunmadığını sordu. Kurum ilk aşamada yalnızca fotoğrafların yer aldığını bildirdi. Savcılığın tekrarlayan yazışmaları ve 18 Ağustos 2026 tarihinde fethi kabir kararı alınmasının ardından, aynı gün kurumdan "video kayıtlarının bulunduğu" yönünde yanıt geldi. Savcılık, video kaydı mevcut olduğu halde gerçeğe aykırı biçimde "video yok" yanıtı verildiği gerekçesiyle Adli Tıp Kurumu görevlileri İsmail Çoban, Çağdaş Köse ve Samet Çalışkan hakkında 'kamu görevlisinin resmi belgede sahtecilik' suçundan dava açtı.

Özel Doktorun Yeminli İfadesi Çelişkiler Nedeniyle Davalık Oldu

Hazırlanan ikinci iddianamenin hedefinde ise olay tarihinde özel doktor olduğu belirtilen Nurettin Demirkol yer aldı. Demirkol’un 26 Ağustos 2026 tarihinde savcılıkta verdiği yeminli ifadede ölümü şüpheli bulmadığını, polisi kimin aradığını bilmediğini ve vücutta kan görmediğini söylemesi, 155 acil çağrı kayıtları, HTS verileri ve ölü muayene tutanaklarıyla çelişti. 155 kayıtlarında polisi arayarak durumu bildiren kişinin Demirkol olduğu ve kendisini ailenin hekimi olarak tanıttığı tespit edildi. Demirkol hakkında 'yalan tanıklık' suçundan kamu davası açılırken, şüphelinin 4 Eylül 2026 tarihinde tutuklandığı belirtildi.

Uzman Görüşü / Editör Yorumu

Türk ceza muhakemesi hukukunda maddi gerçeğe ulaşılması amacıyla yürütülen soruşturmalarda adli tıp raporları ve tutanaklar kritik delil niteliği taşır. Aradan geçen uzun yıllara rağmen yürütülen bu tür kapsamlı incelemeler ve fethi kabir işlemleri, soruşturmanın seyrini değiştiren adli tıp ve tanık delillerinin yeniden değerlendirilmesinde temel teşkil eder.