DEM Parti Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, "Çerçeve yasayı bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı, uygulamaya başlanmalıdır. Eş zamanlı olarak taraflar ve kamuoyunun mutabık olacağı ortak bir yol haritası çıkarılmalıdır" dedi.Bakırhan, partisinin grup toplantısında konuştu. Bakırhan, İran Savaşı'nda ilan edilen ateşkesi bitirmesiyle birlikte Orta Doğu'da tekrar savaş tamtamları çalmaya başlandığını belirterek, "İran'a saldırılar başladı. İran'ın karşı tepkileri de var. İran, bu saldırılara karşı güçlü tepki verme yerine Kürt halkına saldırarak ABD'ye cevap veriyor. İran, ABD ve İsrail saldırılarına uğradıkça öfkesini Kürtlerden, Kürt kentlerinden, Kürt coğrafyasından çıkarmaya çalışıyor. Kürt güçlerine dönük İran ve İran yanlısı paramiliter güçler tarafından yapılan saldırıda 9 Komela peşmergesi yaşamını yitirdi. Savaşın başladığı 28 Şubat'tan bugüne Federe Kürdistan bölgesine bine yakın drone ve füze saldırısı oldu. Allah aşkına Kürdistan Federe bölgesinin İran'daki savaşla ne alakası var? Bine yakın füze ve drone atılmış bugüne kadar. Bu saldırılarda bugüne kadar 28 peşmerge yaşamını yitirdi. 150'ye yakın peşmergeye Sivint yurttaş da yaralandı. Bunun yanı sıra idam Cumhuriyeti diyoruz ama sadece bir hafta içerisinde İran'da büyük çoğunluğu Kürt, tutsaklar ve muhalifler olmak üzere 20 kişi idam edildi. Bu saldırıları en güçlü şekilde kınıyoruz. Kürt halkının başı sağ olsun diyoruz. Kürt halkının başı sağ olsun diyoruz. Yüzyıllar aynı şeyi devam ettiriyorlar. Kürtlere saldırının İran'a ne yararı var? Bu saldırılar verse verse İran'a büyük zarar verir. İnsan biraz haysiyetli olur. Kürtler İsrail ve ABD İran'a saldırdığı zaman tarafsızlıklarını korudular. Bundan İran'ı vazgeçmeye çağırıyoruz. Kasr-ı Şirin döneminde Kürtler değildi. Öyle Kürtleri katlederek, coğrafyasını bombalayarak, başka bir ülkenin sınırları içerisinde olan Federe Kürdistan bölgesini bombalayarak kimse bir yere varamaz" ifadelerini kullandı.Bakırhan, Türkiye'de borç ve enflasyon yangınının devam ettiğini söyleyerek, "Bugün bu ülkede milyonlarca yurttaş hayat pahalı altında eziliyor. Geçinemeyen milyonlar yaşamlı kredi karta ve tüketici kredilerine sürdürmeye çalışıyor. Bunu bulamayanlar da tefecilerden büyük faizlerle borç alıyor. Borcu borçla kapatmaya çalışan milyonlarca insanın yaşadığı bir ülke olduk. Temmuz ayı itibariyle bireysel krediler ve kredi kartlarında takibe düşen alacaklardaki artış oranı yüzde 80'e dayanmış durumda. 3 büyükşehirde ortalama kira 28 bin lira olmuş. 6 emeklinin maaşını bir araya getirseniz yoksulluk sınırına ancak ulaşabiliyor. Yoksulluk sınırı 117-120 bin liraya varmış. 6 emekliyi bir araya getiriyorsunuz ancak yoksulluk sınırına erişebiliyor. Bu tablonun arkasını çevirdiğimizde ne görüyoruz biliyor musunuz? Bu hükümet faize bir dakikada, yanlış duymadığınız sadece bir dakikada 199 asgari ücret ödüyor. Faiz sayacı maşallah hiç durmuyor. Sofralar boşalmaya, umutlar azalmaya devam ediyor. Haziran ayı itibariyle açtık sınırı 36 bin liraya, yoksulluk sınırı ise 117 bin liraya ulaşmış durumda. Buna rağmen 5 milyon emekli 20 bin liraydı. 8 milyon emekçi 28 bin lira gelirle yaşam mücadelesi veriyor. Ortalama emekli aylıkları 23-24 bin lira seviyesine sıkışıp kalmış durumda. Yaklaşık 9-10 milyon emekli bu gelirle geçinmeye çalışıyor. İktidar getirdiği torba yasa teklifiyle en düşük emekli aylığını çok arttırdılar. 23 bin 552 liraya çıkardı. Bu emekliye refah değil, bu açlık sınırının 13 bin lira altında bir ücretle yaşam mücadelesi verin demektir" şeklinde konuştu.
27 Şubat tarihinden itibaren barış ve demokratik toplum rotasında yürüdüklerine işaret eden Bakırhan, "Türkiye 22 Ekim'den 27 Şubat'a uzanan yolda bir güvercinin kanadında barış umudunu taşıdı. (9:31) 27 Şubat'ta milyonlarca insan barışa nefes verdi, ses oldu. O günden bugüne gelinen yol ne azdır ama ne de kusursuzdur. Az bir yol gelmedik. Türkiye'yi Kürt meselesinin çözümünde tarihi bir noktaya ulaştıracak kadar yol kat ettik. Ama bu dönemeci alabilmek için önümüzdeki dönem tarih sorumluluğumuzu da yerine getirmemiz gerekiyor. Bu tarihli dönemeci geçmek için önce temeli sağlam atmak gerekiyor. Demokratik Türkiye'nin inşası için kalkış noktası çerçeve yasadır. Bakın, tarih bazen aynı sayfaya iki kez not düşüyor, çok sıkı olmuyor. 22 Ekim 1919'da Amasya'da bu ülkenin kurucu kadroları Kürtlerle anlaştı ve Kürtlerin haklarını tanıyan bir protokolü imza attılar. Ama 105 yıl o Amasya'daki altına imza attıkları protokolü unuttular. 105 yıl sonra yine bir 22 Ekim'de bu Meclisin çatısı altında yeni bir el uzandı ve tarihi bir çağrı oldu. Bunu kuruluşta verilen sözün 100 yıl sonra yerine getirilmesi beyanı olarak okuyoruz biz. İşte bu beyanı hayata geçirmenin ilk adımı çerçeve yasa olmalıdır. Çerçeve yasayı bir bitiş değil, esaslı bir başlangıçtır. Yeni bir döneme geçmek için kullanacağımız bir kapıdır. Bu kapıdan geçmek için çerçeve yasa hemen çıkarılmalı, uygulamaya başlanmalıdır. Eş zamanlı olarak taraflar ve kamuoyunun mutabık olacağı ortak bir yol haritası çıkarılmalıdır. Demokratikleşme süreci başlamalı ve demokratik entegrasyon inşa edilmelidir" dedi.Bakırhan, DEM İmralı heyetinin Öcalan ile görüştüğünü hatırlatarak, şöyle konuştu:"Hepinize Türkiye Halkları'na, Kürtlere, emekçilere, Alevilere, kadınlara selamları, sevgilerini yollamıştı. Öcalan, İmralı'da aslında bugüne kadar defalarca tekrar ettiği bir belirlemesini yine yapmıştı. Aynen şöyle diyor, Kürt'ten Türk'ü ayırırsan Kürt kalmaz. Türk'ten Kürt'ü ayırırsan Türk kalmaz diyerek aslında çözümün hakikatini ortaya koymuştur bir kez daha. Bu sebeple işimiz çok, zamanımız kısıttı biliyoruz. Ama hep birlikte durmadan, akıl akıla, el ele, omuz omuza vererek Türkiye'yi barışa taşıyabiliriz. Demokratik Cumhuriyet iddiamız zor ama uzak değil. İddialı ama gerçekçidir. Bu iddiayı gerçeğe dönüştürmek için çerçeve yasayı en güçlü şekilde çıkartmamız gerekiyor. Bakın, Öcalan en iddialı ve en radikal adımları atıyor. Hep birlikte şahitlik ettik. Adeta tarihin yönünü değiştiriyor. Ama ne yazık ki bu adımlar karşısında gerekli siyasi ve hukuki düzenlemeler yapılmakta gecikiyor. Yöntem hataları sürece zarar veriyor. Bu vesileyle İktidar Temsilcileri ve Bahçeli ile heyetimizin yaptığı görüşmelerle sürecin devam etmesi yönündeki ortaklaşmayı olumlu buluyoruz. Çerçeve yasanın zamanlanması içeriği ve yöntemi sürecin ruhuna uygun olmalıdır. Tek taraflı, dayatmacı, yüzyıllık tekrarları üreten bir çerçeve yasa yol açıcı değil, yol tıkayıcı olur. Medya üzerinde psikolojik savaş yürütmek barış, barışın haysiyetine yakışmaz. Çerçeve yasa kapsayıcı olmalıdır. Öcalan'ın özgür çalışma ve iletişim şartlarını sağlamalıdır. Öcalan'ın hukuku barışın hukukudur, bu çok iyi bilinsin. Bu sebeple Öcalan'ın statüsü artık düzenlenmelidir. Çerçeve yasa silahsızlanma süreci için mekanizmalar içermelidir. Demokratik entegrasyon yasalarına zemin hazırlayacak şekilde siyasi ve hukuki zeminde bir yol temizliği yapmalıdır. Parlamentodan çıkması, muhtemel çerçeve yasayla eş zamanlı olarak, siyaset kurumu da toplumsal uzlaşma ve ortaklığı esas alarak bir yol haritası çıkarmalıdır. Artık yürütme etki, barış sürecinde iklimin pozitife dönmesi için üstüne düşeni oynamalıdır. İlk adım olarak da hemen kayyumlar geri çekilmeli, halkımızın seçmiş olduğu temsilciler, yerel yönetimleri yönetmelidir. Daha önce de ifade etmiştik, bu vesileyle tekrar bir kez daha ifade edelim. Nusaybin, Karkamış sınır kapıları açılmalıdır. Bu adım hem barış sürecine hem de iki ülke ekonomisine hem Suriye'nin iktisadi ve siyasi istikrarına katkı sağlar. Kapılar açılmalıdır derken, aynı zamanda Türkiye ve Ermenistan kapısı olan Kars'taki doğu kapı da açılmalıdır. Bu da bölgesel istikrara katkı sağlar. Yargı etki de barış sürecine pozitif katkı vermelidir."
İHA
İHA